29 Ocak 2013 Salı

OLMASI OLASI HERŞEY ŞU ANDA OLUYOR


Kendim söylemedim bu lafı tabii ki.  Olası aslında söylemiş olmam. O da olmuş olmalı bir zaman bir yerde.  Ama şu anda değil.   Belki başka bir anda.  Bizi ilk kuantlara ve evrenin aslında boş olduğu gerçeğine açan filmde duydum bu sözleri. “What the bleep do we know?” Seyrettim ve anladım ki gerçekten de birşey bilmiyormuşuz.   
Her maddenin en küçük parçası aslında quant denen ve bir fikirden ibaret. Bizim madde dediğimiz şeyin özünde madde yok fikir var.  Her maddenin bir dalga boyu var. Ve farklı dalga boylarında ki maddeler birbirleriyle farklı şekillerde etkileşiyorlar.  Bir kitabı masadan kaldırmak için onun dalga boyunda olan elimizi kullanmamız gerekiyor. Zihnimiz farklı bir dalga boyunda olduğundan kitabı hareket ettiremiyor. Zihnimizi kitapla aynı dalga boyunda çalıştırmayı başardığımızda elimizi kullanmamıza gerek kalmayacak.  Ama tabii bu bizi tembelleştirir biraz diye düşünüyorum.  Hiç hareket etmeden bütün eylemleri zihniyle yapan bir kişinin sporu da zihniyle yapması gerekecek.  Şaka bir yana, benim okuduklarımdan, dinlediklerimde, yaşadıklarımda ve gördüklerimden çıkardığım budur:  Biz birşeye bakarken onun ne olduğunu düşünüyosak o odur. O olduğu için odur ve biz öyle gördüğümüz için odur. Örneğin cam bir kavanozu su bardağı olarak görüp öyle kullanmak demek okavanozu vardak haline getirmiş olmak demek. Yok vazo olarak kullanırsanız vazo olmuş olur.  Bu kavanozu nasıl görürseniz o olur.  Elbette o kadar basit değil, cam bir kavanozu ham maddesi olan kum olarak görüp onu da Mauritius Adasının kumu olarak görmek ve biraz da tuzlu suyla adaya gidivermek de mümkün olabilir bu durumda... Aslında mümkün de.... Başka bir konu o....

Herşey olası ya... Bence durum şu, hayatımızda bilinçli olarak ilk karar verdiğimiz andan beri, hatırlamamaız gerekmez, bilerek olması yeterli,  her seçim yaptığımızda seçmediklerimiz dahil ortaya çıkan bütün olasılıklar sonucunda  varlığımızı dallara ayrılarak devam etti. 
Markete gitmeye karar verdiniz.  Süt, un ve kabak alacaksınız. Yağmur var.
Gitmeli mi gitmemeli mi?
Yağmurluk mu şemsiye mi?
Para mı kart mı?
Şimdi mi sonra mı?
Tüm bu seçimler iki seçeneğin de varlığını oluşturuyor.
Gidiyorsun, gitmiyorsun.
Yağmurluğunu giyiyorsun, şemsiyeni alıyorsun.
Bunlar ufak tefek olaylar.  Bütün olasılıklar dallara ayrıla ayırla ilerliyor, ancak işin püf noktası, aynı sonuca ulaşan olasılıkları tamamı o sonuçta birleşip yine ana kolda kalıyor.
Buraya bunu anlatan bir çizim koymak istiyorum. Tam burada gözünüzde canlanan saçları darmadağın, gözlükleri burnunun üstünde pek kendinden emin durmayan, elinde ince bir sopa üzerinde kareli bir ceketle size dünyanın en saçma şeyini anlatan bir karakter olarak kafanıza yerleştim mi biraz? Evet delice ama durun. Bazen delice dahicedir.


Bu saçma sapan çizimde (kesinlikle delice) de gayet net görüldüğü gibi, bütün dallar bizi gene eve götürüyor ikisi hariç.
Birinde, para yerine kartı alınca, büyük marketten daha detaylı alışveriş yapmaya karar verip, arkadaşlarımla karşılaştım ve planlarım değişti. Eve gitmek yerine onlarla beraber bir restauranta yemeğe gitmeye karar verdim. Tamam giyinmek süslenmek için eve uğradım elbette, aldıklarımı da bıraktım ama işlerin gidişatı değişti. O gece evde yemek yemedim, üst komşum ona ödünç verdiğim elbise geri getirmek için kapıyı çaldı, beni bulamadı.  Ben uzun süredir görmediğim arkadaşlarımla güzel bir sohbet ve yemek sonrasında geç saatte eve döndüm. Bu arkadaşlarımla daha sık görüşmeye karar verdim. Bu karar anında da dallar oluştu. Bu arada komşum günler sonra bana elbiseyi getirmek için kapımı çaldığında eve giren hırsız tarafından boğulmak üzereydim ki sesimi duydu, polisi aradı ve kurtuldum. 
Küçük marketin yanında ki sayısalcıda sayısal oynayıp, gaza gelip 4 haftalık para verince, paramın bitip cebimde beni 3 hafta sonra trilyarder yapacak olan biletle sütsüz unsuz kabaksız eve dönüşümün sonuçlarını hiç saymıyorum bile şu anda.
Ama benim bildiğim hayat küçük marketten sütümü unumu kabağımı alıp eve gelip, mücver yapıp, erkek arkadaşımla mücver yiyip muhteşem yüzyıl seyrettiğim versiyon... Çay da demleriz.
Yaptığım önemsiz seçimlerim benim hayatımda hiç bir değişiklik yapmazken oluşturduğu olasılıklarda yani paralel evrenlerde değişim üzerine değişime sebebiyet vermiş ve biri hırsız tarafından öldürülmekten son anda kurtarılan biri de çıkan trilyarları harcarken gencecik ölüp giden iki ayrı paralel bana evrende yer açmış oldu.

Tam da burada,  dallanan budaklanan olasılıkların, paralel evrenlerin aslında evrende bir yer kaplamak yerine bir yer açmakla yükümlü olduklarını dile getirmek istiyorum.  Ben zamanın tek bir çizgide ilerleyen bir olgu olduğuna inanmıyorum.  Zaman bizim tanımladığımızın aksine sürekli dallanıp budaklanan, ve kendini bu dalların budakların arasında kaybeden canlı bir varlık.  Herkese farklı görünen, her daim değişen ve duran.  
Ama şu an konumuz zaman değil.  Olaylara tek bir çerçeveden bakmamak gerek, bu yazdıklarımı deli saçması olarak görmemek için.  Aslında bunları deli saçması olarak görebilmeyi ben de isterdim. Çünkü o zaman böyle şeyler düşünerek, bu tür yayınlar kitaplar okuyarak, bu konularla ilgili filmler seyrederek harcadığım zaman kazandığım parayla ufak tefek birikimler yaparak ileride daha rahat nasıl yaşarım gibi daha fani bir konuyu çözüme kavuşturmayı başarabilirdim. Ama yok ben faturalarımım tamamını her ay ödemeyi başarmak yerine kafamı böyle şeylere yormayı ve hatta her seçim yapma noktasında durup olmuş olabilecek bütün olasılıkları düşünmeyi, sonra da gene en başta vereceğim kararı verip hayatıma oradan devam etmeyi tervih ediyorum.
E zaman olmuş bitmişse, olmuş bitmiş birşey de olmuş bitmişse, şu anda yapacağım hiçbirşey olmuş bitmiş birşey etkileyemez değil mi? Yeşil çay koyayım ben...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder