8 Şubat 2013 Cuma

YOSUN CÜCELER VE TANRI


Kahve bardağınızda artık bir evren oluşmuştur herhalde.  Olmadı atarsınız o bardağı, kaynar su tertemiz yapar ama acımasızca geldiyse  çöpe atın ve bundan yüzlerce yıl sonra biz niye yaşıyoruz, hayat ne? Ölüm ne? Nereden geldik? Gibi manyak manyak sorularla hayatı kendine zehir eden milyonlarca insanınız olsun, güçlü olanlar güçsüzlere zulmetsin, zenginler fakirleri ezip ezip daha da zengin olsun, insanlar nereden ve niye geldiklerini bile bilmezken savaşıp birbirlerini bir hiç için öldürsün, üzerine doğdukları kahve bardağı küfünü kurutup yok etsin isterseniz tabii.

Siz bilirsiniz.

En temizi kaynar su. Bizi unutmuşlar. İyi mi olmuş kötü mü bilmiyorum.

Almanya’da yaşadığım  zamanlarda, haftasonları anneannemde kalırdım. Beni operaya ve baleye  gizlice sokmadığı günlerde, ormana ya da parka gezmeye giderdik.  Anneannemin hayalgücü bana ondan kalan en güçlü özelliktir. 60 yaşında, savaşlar, yokluklar, göçler görmüş bir kadının ormanda ağaçların köklerinde ki yosunlarda yaşayan yosun cüceleri bana anlatışını asla unutamam. Onlara inanırdım. Olmama ihtimalleri yoktu çünkü. Hayal gücünün izin verdiği herşeye inanır insan ve insanın hayal gücü kendiyle sınırlıdır. Nasıl bakarsınız dünyaya, hayata, o kadarını görürsünüz.

Bazı insanlar dümdüz bakarlar,at gibi,  sadece karşıya ve sadece karşıdakini görürler.  Sık sık anlatılıp bilinçaltlarına yazılana inanırlar.  O insanlara o bildiklerinin dışında en ufak bir şey söylediğinde deliymişsin gibi bakarlar sana, gülerler hatta aşağılarlar.  Oysa biraz sağa çevirseler kafalarını onlar da dünyanın yuvarlak olduğunu görebilirler örneğin.

Bazı insanlar 360 derece bakarlar, baykuş gibi... Onlar işte kafalarını çevirmeye cesaret edenlerdir. Hayal gücü olanlar, inananlar.  O yüzden tam burada bir ikileme giriyorum şahsen. Bence tanrıya ve dine körü körüne inananlar hayal gücü olmayan ve aslında inancı olmayan insanlardır.

Çünkü din ve tanrı kavramı insanı hem gelişim açısından hem de keşif açısından baltalar!

İşte tam bu yüzden tüm bilim dallarının ilerlemesini sağlayanlar tanrıdan şüphe edenlerdir.

Onlar işi tanrıya bırakmayacak kadar şüpheci yaklaştıklarından, bugün çocuklar,  çocuk felci ya da verem gibi tedavisi bulunmuş hastalıkardan ölmüyorlar.  Biz bu yüzden uçağa binip, normalde 15 gün sürecek bir yolculuğu 5 saatte tamamlıyoruz. Bu yüzden şu anda iphonunun ekranında parmağını aşağıya sürükleye sürükleye okuyabiliyorsun yazdıklarımı.

Ne oldu? Biz kaynar suyla yıkanmadık, kaldık, olduk, büyüdük ve vardık....

Şimdi buradayız ve bizi yok oluşumuza sürüklememiş bir tanrının varlığını sorguluyoruz.  Hem de kendi varlığımızdan bile emin değilken!

Uyanık değiliz! Hayatta da değiliz! Biz kaderini yaşarken doğru kararları alıp almayacağı test edilen ve cennette hurilerin beklediği üstün bir yaratılış değiliz! Biz sudan olma, tek hücreli canlıdan bölünme, maymundan dönme ve nasıl bu hale geldiği belirsiz bir canlıyız. Nereye gideceğimiz de belli değil bu bağlamda.  Çok daha üstün bir bilinç düzeyine erişmek üzere evrimimizi tamamlayabilir ve konuşmadan anlaşmanın,  üzerinde yaşadığını gezegene saygımızı geri kazanıp onu yaşatmanın ve verdiğimiz zarardan döndürüp iyileştirmenin ve barış, sevgi, hoşgörü içerisinde hırstan, nefretten, egodan uzak yaşamanın bir yolunu bulabiliriz.  Ya da bir sonraki kaynar su darbesiyle evrenden silinebiliriz.  İşte tüm bu kaosun içinde bizi büyüleyen o inanılmaz düzen kafamızı karıştıran şeyin ta kendisi.  Sudan yanlışlıklar ve tesadüfler sonucu oluşan bir hayatı şimdi en başa kadar araştırmak ve anlamak için yanıp tutuşuyoruz.  Zamanında, kuantum teorisi henüz tam anlamıyla oluşmamışken Einstein tanrının zar atmış olduğuna asla inanmam demişti. Sonra izafiyetti, E=mc2’di derken Einstein konuyla ilgili söylemini şöyle değiştirdi: Tanrı zar atmış, hem de gözü kapalı!

Einstein ve onun gibi bu bir adım ötedeki bilimlerle uğraşan bilim adamlarının en büyük sorunu daha önce öğrenip kabul ettikleri ve değişmez fiziksel yasalar olarak adları kadar emin oldukları herşeyin yıkılmasına bizzat kendilerinin sebep olmasıydı.  Onların bazı değişiklikleri yapabilmek için o kanunların üzerine oturduğu temelleri yıkmaları gerekiyordu ki bu bu kadar bilgili ve ileri görüşlü bilim adamları için bile zordu. Einstein zamanın izafiyetini anlatırken onu o zamanlar anlayan çok az kişi olduğundan eminim. Şu anda da zamanın göreceli olduğunu birine anlatmaya çalışın bakalım ne oluyor? Einstein dememiştir onu ya atom bombasını buldu adam derler size. Tıpkı zamanın herkes için aynı olduğu yanılsaması gibi yanlış bilinen bir başka gerçek. Einstein atom bombasını icat etmedi. Uzun hikaye o kısmı bi ara anlatırım, fringe seyredenler bilir zaten.  Bazı şeyleri kurcalanmaması gerekir... mi aceba???

O ağaçları köklerinde oluşan yosunlara dikkatlice bakın bir gün ya da kaldırım kenarlarında da olur. 2 dakika ayırın, hayatın yalancı koşuşturmasından kafanızı uzaklaştırın bir kaç saniye ve o yosunlara bakın. O yosunların ulu ormanları olduğu minicik bir ırk hayal edin! Fotoğraf koyuyorum doğaya uzak kalanlar için.
Onların var olmadığını bana ispat edin!
Ben de size tanrının var olmadığını ispat edeyim! 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder